|
1.
|
net üzerinden yayın yapan edebiyat dergisi
|
|
|
|
|
|
|
|
2.
|
boğaziçi üniversitesinden hevesli gençler oturup edebiyat üzerine bir site kurmaya karar vermiş. sitede inceleme, deneme, öykü, şiir gibi türler var, fakat asıl önemlisi, ekibin çıkış noktası olan şiir söyleşileri kısmı gibi görünüyor. üniversite çevresinde daha önce nazım hikmet, necip fazıl, can yücel gibi şairlerin hayatları, şairlikleri, aşkları üzerine söyleşiler yapmış, şiirlerini seslendirmiş ekip. şimdi de seslendirmeyi yapamıyor da olsalar site üzerinden şairler hakkında araştırmalarına devam ediyorlar. ilk sayılarında cemal süreya üzerine yazmışlar. sitede şöyle bir de yazı var söyleşiler üzerine;
şiir… bir ömrün izlerini taşıyan sözcüklerin anlamlı birlikteliği… doğar, ilk nefesimizi alırız ve başlar şiir kendiliğinden, yazılmaya… kimisi kâğıda dökülür hani vademiz dolmadan, kimiyse henüz kayda geçmeden son bulur. her ölüm, daha yazılmamış nice şiiri beraberinde götürür; okunan, yazılan her şiir, nice ömrü beraberinde getirir.
bir yerde okumuştum, “bir kişi, kalbi artık atmaz olduğunda değil, adı son kez anıldığında ölür.” diye. öyleyse sanat, ölüm ve unutulma kaygısının son bulmasına bir yol belki de… yapılan bir tablonun köşesinde yazılı isim, bir heykeltıraşın imzası yahut bir şairin akılda kalan dizeleri, hatırlanan ismi, ömürlerin en uzununa bir geçit belki de… öyle bir ömür ki, hikâyesini dinleyen kulaklar, anlamaya çalışan beyinler ve söyleşen yürekler var. öyle bir ömür ki, çınlamakta kulakları, en güzel melodilerle…
yol edebiyat kurucuları olarak, 4 ay kadar önce başlattığımız ve haftalık gerçekleştirdiğimiz yol söyleşileri’nin bize en huzur veren yanı galiba yepyeni hayatlara dokunabilir olmaktı. hani eski kitapların kendine has, şekersi kokusu vardır ya; şiirlere de sinermiş meğer o koku, neyi taşıdıklarını öğrendikçe, onu anladık. önceden belki defalarca okuduğumuz şiirleri, sanki artık şairle beraber yazıyormuşuz hissi, tatminlerin en güçlülerindendi. neyi yaşadı, hangi süreçlerden geçti, kime yazdı biliyorduk, sanki o yazıyor, biz bir kenardan okuyor, kafa sallıyor, anlıyorduk. söyleşilerimiz gerçekleşiyor, dostlarımızla karşılıklı paylaşıyor ve şairin gülen, ağlayan yani yaşayan yanını hissediyorduk. şiirler adresini buluyor, önce zihinlerimize, ardından yüreklerimize ulaşıyordu.
bu his öyle mutluluk verdi, öyle kalıcı olsun istedik ki, dergimizde, söyleşilerimize paralel olarak buna da yer vermeyi düşündük. yazı, kalırdı… yazmak, ömrü uzatır, şair gün gelir okuyan yüreklere kavuşurdu ve işte ancak o zaman, şiirlerinin altına imzasını atardı.
nice usta şairin, imzasını almanız dileğiyle…
edebiyata merakı olanlar için incelenmesi gereken bir site. açıkçası ben keyif aldım.
http://www.yoledebiyat.com
|
|
|
|
|
|
|
|
3.
|
yoledebiyat sitesinin aktif çalışma alanlarından biri de öykü atölyesi.
nedir öykü atölyesi?
ayda bir içimizden birisinin vereceği fikir üzerine dileyen herkesin öykü yazması amacını taşıyan, kurgulama ve yazında sürekliliği sağlamak amacıyla ortaya koyulan bir çalışmadır. belirlenen günler içerisinde dileyen herkes ortaya atılan fikir üzerine öyküsünü yazabilir.
peki ya yazdıktan sonra?
yoledebiyat@gmail.com adresine gönderilen öyküler içinden beğenilen dördü her hafta birisi anasayfada kalmak üzere yayına alınır.
asıl amaç ise yazma tekniklerini geliştirmek, gün geçtikçe daha da iyi yazmayı sağlayabilmek.
ayrıca her ay gönderilen öyküler toplanıp tek bir word dosyası halinde öykü gönderen herkese geri yollanacaktır.
böylece öyküleriniz yoledebiyat fan sayfasında eleştirilecek, eksiklikler, beğeniler, yanlışlar, fikirler burada ortaya konulacaktır.
1. atölyemizin öyküsü ise şu kurguyla başlamıştı;
orta yaşlarında bir adam evinde oturmaktadır. dışarıdan düğün sesleri gelmektedir.
ortaya birbirinden farklı ve başarılı öyküler çıktı. ilk atölye çalışmamızın öykülerine 3.durak’ımızın öykü atölyesi bölümünden ulaşabilirsiniz.
2.atölyemizde ise mavi kapı fotoğrafının ardından öyküler sunduk.
bunlar dergimizin 4.durak’ında her hafta biri olmak üzere yayınlamaktalar.
şimdi 3.atölye çalışmamız için yola çıktık:)
bu seferki atölye kelimelerimiz sokak ve atkı. bu iki kelimenin beraber ya da yalnız başlarına çağrıştırdığı öyküleri yazmak amacımız. tabi ki katılımlarınızla şenlenecek bir amaç bu.
üçüncü atölye çalışmalarımız dâhilinde yazdığınız öykülerin bize 30 ekim tarihinden önce ulaşması halinde, bir araya getirme, paylaşma ve değerlendirme süreçleri daha rahat yürüyecek ve belki beşinci sayımızda öyküleriniz yer bulabilecektir.
keyifli çalışmalar…
yoledebiyat
|
|
|
|
|
|
|
|
4.
|
usta yazarların ve genç kalemlerin bir arada olduğu; heves,özen ve emek ürünü bir e-dergi. ayda bir güncellenen edebiyat sitesi.
http://www.yoledebiyat.com
|
|
|
|
|
|
|
|
5.
|
yol söyleşileri adlı aktivitelerini şu şekilde açıklayan, e-dergi formatındaki site...
şiir… bir ömrün izlerini taşıyan sözcüklerin anlamlı birlikteliği… doğar, ilk nefesimizi alırız ve başlar şiir kendiliğinden, yazılmaya… kimisi kâğıda dökülür hani vademiz dolmadan, kimiyse henüz kayda geçmeden son bulur. her ölüm, daha yazılmamış nice şiiri beraberinde götürür; okunan, yazılan her şiir, nice ömrü beraberinde getirir.
bir yerde okumuştum, “bir kişi, kalbi artık atmaz olduğunda değil, adı son kez anıldığında ölür.” diye. öyleyse sanat, ölüm ve unutulma kaygısının son bulmasına bir yol belki de… yapılan bir tablonun köşesinde yazılı isim, bir heykeltıraşın imzası yahut bir şairin akılda kalan dizeleri, hatırlanan ismi, ömürlerin en uzununa bir geçit belki de… öyle bir ömür ki, hikâyesini dinleyen kulaklar, anlamaya çalışan beyinler ve söyleşen yürekler var. öyle bir ömür ki, çınlamakta kulakları, en güzel melodilerle…
yol edebiyat kurucuları olarak, mart 2009'da başlattığımız ve haftalık gerçekleştirdiğimiz yol söyleşileri’nin bize en huzur veren yanı galiba yepyeni hayatlara dokunabilir olmaktı. hani eski kitapların kendine has, şekersi kokusu vardır ya; şiirlere de sinermiş meğer o koku, neyi taşıdıklarını öğrendikçe, onu anladık. önceden belki defalarca okuduğumuz şiirleri, sanki artık şairle beraber yazıyormuşuz hissi, tatminlerin en güçlülerindendi. neyi yaşadı, hangi süreçlerden geçti, kime yazdı biliyorduk, sanki o yazıyor, biz bir kenardan okuyor, kafa sallıyor, anlıyorduk. söyleşilerimiz gerçekleşiyor, dostlarımızla karşılıklı paylaşıyor ve şairin gülen, ağlayan yani yaşayan yanını hissediyorduk. şiirler adresini buluyor, önce zihinlerimize, ardından yüreklerimize ulaşıyordu.
bu his öyle mutluluk verdi, öyle kalıcı olsun istedik ki, dergimizde, söyleşilerimize paralel olarak buna da yer vermeyi düşündük. yazı, kalırdı… yazmak, ömrü uzatır, şair gün gelir okuyan yüreklere kavuşurdu ve işte ancak o zaman, şiirlerinin altına imzasını atardı.
nice usta şairin, imzasını almanız dileğiyle…
şiirle ve sevgiyle kalın…
1.sayımızda cemal süreya ile başlıyoruz.
2.sayımızda ümit yaşar oğuzcan ile, yolculuğumuz devam ediyor.
3.sayımızda attila ilhan ile, yolculuğumuz sürüyor.
4.sayımızda cahit sıtkı tarancı, bizlerle.
|
|
|
|
|
|
|
|